Hakkımda

Fotoğrafım
Türkiye
Unutmamak adına bir AKIL DEFTERİ.
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2011 Cuma

Just Another Love Story


Kuzey'den güzel bir film daha. Jonas'ın Karısı Mette ve iki çocuğuyla sıradan bir yaşamı vardır. Bir gün karşısına farklı yol çıkar; Julia'nın geçirdiği trafik kazasında aktif rol oynar ve biraz da vicdanının sesini dinleyerek hastaneye onu görmeye gider. Kızın ailesi onu Julia'nın görmedikleri sevgilisi Sebastian zannedince olaylar gelişir. Bundan sonra Jonas, hayatının monoton olduğunu ve heyecan aradığını fark eder.

"Her hafta aynı şeyleri yaşıyorum. Ben ölüyorum galiba..."

"Güzel bir kadın ve gizem. Bütün siyah beyaz filmler böyle başlamaz mı?"

"Evlilik yeni bir arabaya benzer. Ön bahçenin dışında kullanmaya başladığında heyecanlı olursun; tamamen yenidir. Zamanla ilgini kaybedersin. Yıkamazsın artık. Paspasları süpürmezsin. Boş şişelerikoltuğun arkasına bırakırsın.  Tek istediğin yeni bir araba almaktır. Eğer düzenli biri olsaydın, haftada bir kere; 1- Arabayı yıka, 2- Süpür, 3- İç kısmı nemli bir bezle sil, 4- tekerleklerin ortasını yıka. Her zaman araban yeni kalırdı."

Eğer alterantif birşeyler arıyorsanız Ole Bornedal'ın bu şaheserini mutlaka izleyin. 

12 Aralık 2010 Pazar

How to Train Your Dragon?


 Artık bilinen bir gerçek, animasyonlar sadece çocuklara göre değil. Pixar'ın açtığı yolda diğer stüdyolar da güzel ürünler veriyor. Eğlenceli bir haftasonu geçirmek istiyorsanız, bu film seçenekleriniz  arasında bulundurun.

Konu bilindik olmasına rağmen neşeli bir film Ejderhanı Nasıl Eğitirsin? Neşeli saatler hüzünlü bir son sizi bekliyor.

10 Aralık 2010 Cuma

El Secreto de Sus Ojos (The Secret in Their Eyes)


Juan José Campanella'nın filmini ilk Oscar adayı olduğunda duymuştum. Daha sonra bir kaç arkadaşın yoğun ısrarı sonucu ve IMDB notunun 8,3 olmasının da etkisiyle filmi izleyeyim dedim. Dün akşam izledikten sonra oturduğum yerde kaldım. Eşimle uzun süre birbirimize baktık.

Hikayemiz, Arjantin'de geçiyor. Adliyede çalışan Benjamin Esposito (Burda parantez açalım, Ricardo Darin enfes oynuyor) emekli olduktan sonra otuz yıl önce işlenen Liliana Coloto cinayetini roman olarak yazmaya başlıyor ve filmimiz flashbacklerle geçmiş-bugün düzleminde devam ediyor. Öldürülen kız ile kocası Ricardo Morales'in aradan o kadar yıl geçmesine rağmen bitmeyen AŞK'ı, Esposito ile savcı Irene'nin söylenmeyen ama filmin sonuna kadar söylenmesini beklediğiniz AŞK'ı, Esposito ile Sandoval'în dostluğu, Esposito'nun yakaladığı katil Isidoro Gomez'in müebbet alması gerekirken derin devletin yardımıyla hapisten çıkışı ve ve Morales'in intikamı, söylenmemiş sözler, gözlerle anlatılan aşklar, suç ve ceza kavramı harikulade anlatılıyor.

Aşk, intikam, dostluk, suç, ceza kavramları ancak bu kadar güzel anlatılırdı. İki farklı hikaye, paralel anlatılan aşklar, fotoğraflarda görülen itiraf edilmemiş duygular.

Hele hikayenin ve görüntülerin mükemmeliğinin yanında diyalogların güzelliği bir başka. İşte unutmamak için not aldığım bir kaç örnek:
- "Bir erkek herşeyini değiştirebilir; yüzünü, evini, ailesini, dinini... Değiştiremeyeceği bir şey varsa 'Tutkuları'dır."

- Gomez'in filmin sonunda Esposito'ya söylediği bence filmin en can alıcı cümlesi; "Lütfen söyle ona, hiç olmazsa bir kez konuşusn benimle."

- Irene, siyah bir elbiseyle ofise girer;
Sandoval: "Hanımefendi bugün bir aziz mi öldü?"
Irene: "Niçin?"
Sandoval: "Çünkü siyahlar içinde bir melek görüyorum."
Irene: "Hayır. Bu biz meleklerin iki kilo daha zayıf görünmek için uyguladığı bir taktik."

Tekrar tekrar izleyin, mutlaka izleyin.  

26 Kasım 2010 Cuma

Los CronoCrimenes

Nacho Vigalondo isimli yönetmenin hem yazdığı hem de oynadığı 2007 yapımı bir İspanyol filmi Los CronoCrimenes veya İngilizce ismiyle Time Crimenes.

Bilinen bir senaryo fakat orjinal bir film. Oyunculuklar iyi. Hektor ve karısı Clara evlerine yeni taşınmıştır. Hektor dürbünle etrafı gözetlerken ormanda soyunan bir genç kadın görür. Merakına yenik düşerek bakmaya giden Hektor yüzü sargılı biri tarafından saldırıya uğrar, kaçarken bir bilimsel tesise sığınır. Tesisteki bilim adamı onu saklamak için bir aletin içine saklar. Hektor aletten çıktığında yaşadığı günün sabahına geri dönmüştür. Filmin bu noktasında daha fazla kafa yormanız gerekmektedir. Çünkü Hektorların sayısı ikiye çıkmıştır. Hektor olanların önüne geçmek için 1. Hektorun soyunan kızı görerek ormana gitmesini engellemeye çalışır. Fakat hiçbir şey değişmez. Çünkü öğreniriz ki yüzü sargılı saldırgan da Hektor'dur. (2. Hektor) Üstüne üstlük karısının ölümüne de sebep olur. 

Sürprizlere açık olan, bilmecelerle dolu bir film CronoCrimenes.  İzlerken aklıma zamanda yolculuk konusunu işleyen Twelwe Monkeys ve Butterfly Effect geldi. Hektor olayları değiştirmeye çalıştıkça herşey kendini tekrar ediyor. Hatta 3. Hektor'un (Biliyorum Hektorların sayısı kafa yoruyor) filmin sonunda ki kabullenmişlik ya da kaderciliği çok güzel işlenmiş.

Zamanda döngüsellik iyi anlatılmış. Tıpkı kuyruğunu yutan yılan gibi. Döngü sonsuzdur. Hektor ne kadar çemberi kırmaya çalışsa da herşey başa dönüyor.

Ben zevk alarak izledim bu filmi. Hatta Hollywood filmi yeniden çekecekmiş, aynı tadı verir mi bilmem.  







11 Kasım 2010 Perşembe

The Lazarus Project


Türkiye'de Cennet Projesi ismiyle dağıtımı yapılan The Lazarus Project, uzun süredir elimin altında olan ama bir türlü izleme sırası gelmeyen bir filmdi. Bu gece ne izleyeyim diye raflara bakarken gözüme ilişince oturup izleyeyim dedim.

John Glenn'in hem senaryosunu yazdığı hem de yönettiği, başrolde Paul Walker'ın olduğu film önce klişeleşmiş standart bir Hollywood senaryosu olarka ilerliyor. Şartlı tahliye ile dışarda olan Ben, eşi ve kızı ile mutlu bir şekilde yaşarken birgün hapisten çıkan kardeşi Ricky bir soygun işi teklif eder. İlk başta teklifi reddeden Ben, tam o sırada işten atılınca teklifi kabul eder. Soygun sırasında polisin gelmesiyle çıkan çatışmada güvenlik görevlisi ve kardeşi ölür ve Ben idama mahkum edilir.

Asıl hikaye burdan sonra başlıyor ve Ben idam edilmeyerek kendini bir kasabada buluyor: Kendisine yeni bir şans verilmiştir, geçmişi, ailesini unutacak ve artık hep bu bir akıl hastanesinde çalışacak ve bu kasabada yaşayacaktır. İşlediği suçun kefareti daha önceki yaşamını yok saymak, bir başka ifadeyle yeniden doğmaktır. Filmin bu noktasından sonra gerilim dozu genel olarak hiç düşmeden ilerliyor. Bir ara izlerken Shutter Island'ı anımsatıyor.

Film her ne kadar kaçırılmaması gereken bir film olmasa bile yine de izlenesi. Denk gelirseniz bu gerilim filmini izleyin derim. 

3 Kasım 2010 Çarşamba

Micmacs a Tire-Larigot


Jean-Pierre Jeunet'ten bir görsel şölen daha. İzlerken görselliğine, naifliğine, renklerine, oyunculuğuna hayran oluyorsunuz, keşke hiç bitmese diyorsunuz. Sanki soğuk bir günde, bir fincan sıcak kahve içermiş gibi... Uluslararası silah ticareti üzerine bir film olmasına rağmen animasyon tadında, ayrıntılar üzerine harika bir film.

Amelié'yi sevdiyseniz bunu da seveceksiniz.


20 Eylül 2010 Pazartesi

Crimen Ferpecto

Filmi indirmli DVD sepetinde gördüğümde hem kapağı hem de DVD'nin arka kapağında yazanlar nedeniyle ilgimi çekmese de uzun zamandır Hollywood filmi yerine alternatif bir film izlemek istediğimden satın aldım.

Alex de la Iglesia'nın yönettiği bu filmde büyük bir mağazada müdür olmasına kesin gözüyle bakılan ve kadınlar arasında oldukça popüler olan Rafael'in istemeden en büyük rakibinin ölümüne sebep olur. Kazayı saklamak isteyen Rafael'in bilmediği bir şey vardır cinayeti mağazanın en çirkini Lourdes görmüştür...

Resimde de görüldüğü gibi albenisi olmayan bu DVD kapağının altında inanın ki bir kahkaha tufanı var. İzleyin pişman olmazsınız.