Hakkımda

Fotoğrafım
Türkiye
Unutmamak adına bir AKIL DEFTERİ.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Otuz Dokuz Basamak


Kitabı ilk gördüğümde biraz araştırayım dedim. John Buchan'ın Otuz Dokuz Basamak isimli romanının ölmeden önce okumamız gerekn 1001 kitaptan biri olarak seçildiğini, türünün polisiye olduğunu ve Alfred Hitchcock tarafından da filme çekildiğini görünce aldım.  

Richard Hannay isimli kahramanımızdan, bir gün Scuuder isimli komşusu Almanların Yunan başkanına suikast düzenleyeceğini ve bunun bir dünya savaşının başlangıcı olacağını söyleyerek yardım ister. Yardım isteğinden birkaç gün sonra Scudder'in, kahramanımızın dairesinde öldürülmesi üzerine Hannay, hem cinayeti kendinin işlemediğini kanıtlamaya hem de bu suikasti önlemeye çalışır.

Kitap konusu itibariyle güzel olmasına rağmen benim okuduğum çevirisi hem kötü hem de kısaltılmış. Benim için bir fiyasko olan bu okumadan sonra biraz araştırınca kitabın Altın Bilek Yayınlarından tam metin olarak çevrildiğini öğrendim. Kitabı okumak isteyen olursa tavsiyem Altın Bilek Yayınları baskısını okumaları ya da filmini izlemeleri.

3 Kasım 2010 Çarşamba

Micmacs a Tire-Larigot


Jean-Pierre Jeunet'ten bir görsel şölen daha. İzlerken görselliğine, naifliğine, renklerine, oyunculuğuna hayran oluyorsunuz, keşke hiç bitmese diyorsunuz. Sanki soğuk bir günde, bir fincan sıcak kahve içermiş gibi... Uluslararası silah ticareti üzerine bir film olmasına rağmen animasyon tadında, ayrıntılar üzerine harika bir film.

Amelié'yi sevdiyseniz bunu da seveceksiniz.


Muska / Öte Yer



Sadık Yemni ismini daha önce duymuştum, fakat hiç okumamıştım. Geçen ay sahafta gezerken Muska ve Öte Yer kitaplarının 3 TL'den satıldığını görünce hemen aldım. Fantastik kitapları da severim, aldım bir hemen okuyayım dedim fakat iki denemede de ilerleyemedim, kitabı bıraktım. Geçen haftaki tatili fırsat bilip biraz da inat ederek okuyacağım dedim.

Muska'ya başladıktan bir süre sonra kitap daha hızlı ilerlemeye başladı, fakat yine de bir türlü kitabın havasına giremedim. Kitap her ne kadar zamanda yolculuk, cinler, periler, hayaletler gibi vaat eden bir konuyu barındırmasına rağmen bendeki olmamış imajı bir türlü geçmedi. Kitabın kahramanı Sarp ilk başta gözüme yeni bir Alper Kamu karakteri olarak gözükse de kitapta bir türlü olaya ağırlığını bırakamadı. Kitabın finalinde de Sarp'ın olaya etkisi ya da düğümün çözülmesi çok basit oldu. Benim için hayal kırıklığından ileri gitmedi.


Öte Yer kitabını sırf ilk kitabı okudum diye okudum. Artık 18 yaşlarında bir genç olan Sarp'ın maceraları devam ediyor ama ben Öte Yer'i okurken Muska'yı bile aradım. Galibe bende oluşan o ilk kötü imaj, ön yargı kolay kolay yok olmayacak.

Sonuç olarak Türk Edebiyatında fantastik bir kitap okuyacaksan Sezgin Kaymaz'dan şaşmamak gerektiğini bir kez daha anladım.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Glennkill - Bir Koyun Polisiyesi


Geçen hafta yıllık iznimin kalanını kullandım. Uzun süredir okumayı düşündüğüm fakat hep ertelediğim bir kaç kitabı da bu arada okuma fırsatı buldum. 

Okuduğum kitaplardan sonuncusunu ilk başta tanıtayım. Glennkill - Bir Koyun Polisiyesi ismiyle dilimize çevrilen Leonie Swann'ın kitabı Glennkill isimli bir İrlanda kasabasında bir sabah otlağın ortasında ölü bulunan koyun çobanı George Glenn'in  katilini bulmaya çalışan koyunların gözüyle bir cinayet romanı. Kitabın kahramanları koyun, hem de birbirinden farklı karakterlerde. Her bir karakter öyle üstünkörü anlatılmamış, birbirinden farklı kişilikleri ustaca yansıtılmış.

Kitap, koyunların gözünden bir cinayet romanı olmasının yanında yine onların gözünden insanların dünyasını anlama çabasını da anlatıyor: İnsan ilişkileri, ruh, ölüm, tanrı kavramlarını koyunların bakış açısıyla okuma çok ilginç. Koyunlar, bu süreçte hem cinayetin izini sürerken diğer yandan bu küçük kasabada gizli kalmış bir çok sır da ortaya çıkıyor.

Ben okurken çok eğlendim, tabi bunda Vedat Çorlu'nun güzel çevirsinin de payı büyük. Umarım yazarın diğer kitapları da dilimize çevrilir.