Hakkımda

Fotoğrafım
Türkiye
Unutmamak adına bir AKIL DEFTERİ.

3 Şubat 2011 Perşembe

Kuzey



"Yolculuk onlar için ortak bir kader yolu çizmenin, yani kuzeyli olmanın imkanıydı. Hiç ayrılmayacakmış gibi yürüdüler, herkesin kendine ait bir sırrı olduğunu unutacak kadar birbirlerine güvendiler. Çerçi'yle kör oldular, Ose'yle gölgesiz kaldılar. (...) Dostluk, bazen bulması, bazen de koruması zor bir kolyeydi, hep kalbin hizasında taşınmalıydı." (syf. 111)

"Her hayat çünkü başka bir hayatın aynasıdır, der bilgeler. Ya da bizimkiler dahil bütün hayatlar tek bir aynadan düşmüş, parça parça dağılmıştır dünyaya. Güneşin renkleri nasıl eşyanın üzerinde şekil alıyorsa, evrenin gerçekliği de kalp aynasında tam biçimini alır. Üç unsur var burada, birincisi kalbimiz, ikincisi dışımızdaki varlık, üçüncüsü de bu varlığın kalpte aldığı görünüştür. Gerçek bunlardan hangisi?" (syf. 120)

"Bir gün, herkesin kalbinde gizli bir acı bulunduğunu, herkesin en az bir yararyla yaşadığını anladığımda artık mutlu bir hayata hazır olduğumu anladım." (syf. 244)

"Avcı öyle bir hayale düşer ki sonunda avına benzer, dünyaya aynı gözle bakar, kendini onun yerine koyar." (syf. 245)

"Anneler çocuklar içinden geçeni bilirmiş, bunu hayretle anladım. Sarı atların peşinde olduğumu sezmiş annem, ama bana söylememişti. Benim kuzeydeki kaderim buraya kadarmış, dedim kendi kendime. Herkesin bir kuzeyi varsa, benimki işte burdaydı." (syf. 246)

Geçen yaz okumuştum Kuzey'i. Dün kitaplığı düzenlerken içinden not aldığım kağıdın düşmes üzerine ne olur ne olmaz bir yerlere kaydetmek istedim, altı çizili satırları. Bir ilk roman olmasına rağmen sağlam ve esaslı bir hikayeyi içinde barındırıyordu. Pagan kültüründen Şamanist öğelere, masallardan kitaplara, Platon'dan Gazali'ye geniş bir okuma barındırıyor içinde. Rüya ile gerçek iç içe. Bir yolculuk hikayesi aynı zamanda. İnsanı rahatsız eden, gerçekçi işkence sahneleri uzun süre aklınızda yer ediyor. Yoğun bir emek istiyor Kuzey'i okumak. Özellikle Safali ve felsefi sohbet kısımları daha bir dikkatle okunmalı. 

Burhan Sönmez'i ve Kuzey'i bir kenara not ediniz.

Albion'un Rüyası


Kirsten Dunst ve Robin Williams'ın başrollerinde yer aldığı, Jumanji filmini izlemeyen veya bilmeyen yoktur. Kuralları sürekli değişen bu oyunda oyuncular gerçek cezalar alır, oyun içindeki karakterler canlanır, vahşi hayvanlar ortada cirit atmaya başlardı. Oyunun tek bir kuralı vardı: başlanan oyun mutlaka bitirilmelidir.

Jumanji'den sonra aynı mantık üzerine uzayda geçen Zathura isimli bir film daha vardı, onda da temel hikaye aynıydı. Yine aynı mantıkla yazılan Vladimir Tumanov'un Haritada Kaybolmak isimli kitabı, iki kardeşin buldukları bir oyunu oynamaları ve başlarını açtıları dertleri anlatıyordu.

Roger Norman'ın Albion'un Rüyası isimli romanıda yine bulunan esrarengiz bir oyun ve sonrasında meydana gelen olaylar çerçevesinde geçiyor. Edward'ın amcasının evinde bulduğu "Albion'un Rüyası" isimli oyunun temelde iki kuralı vardır; başlanan oyun bitirilmeli ve oyun aile içinde oynanmalıdır. Edward da kendisiyle aynı okula giden kuzeni Hadley ile oyunu oynamay başlar. Fakat bilmedikleri, oyunda oynadıkları her hamlenin gerçek hayatta da başlarına geldiğidir. Ve olaylar gelişir...

Jumanji'yi sevdiyseniz bu kitabı da seveceksiniz.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Katilin Şeyi


"Düşünüyordum ve soğukkanlılıkla, planlayarak, ne bileyim, kan görmek için, can havliyle çırpınan kurbana bakıp orgazm olmak için, insan etini tatmak için, kısası, zevk için can almayı aklım almıyordu... 'İyi ama' diyordum, diğerleri de ölümlü suçlardı; hepsinde vahşet, can veren insanlar, çocuklar, kadınlar vardı zaten: Seri katillerin icraatları neden beni bu derece rahatsız etsindi? Bir süre bu düşüncelerle gittikten sonra beni esas neyin rahatsız ettiğini kavrayıverdim:gerçek.

Evet, gerçek... O güne kadar seyredip geçtiğim ve hayatıma devam ederken sadece izlediğimde aldığım hazzı, hissettiğim dehşeti hatırladığım şeylerin, birdenbire bürünüvermesinin şokunu yaşıyordum. Tıpkı bir yıllık işsizliğim sırasında bir baltaya sap olamamış ve bir sürü şeyi yapamamış olmamı düşünüp 'yaş geldi de geçiyor'u cidden fark ettiğimdeki gibi."

Çevirileri ile tanıdığımız Algan Sezgintüredi'nin daha sonra devamı da gelen ilk romanı Katilin Şeyi'nde dedektifliğe yeni başlayan iki kahramanın hikayesi anlatılıyor. Vedat  Kurdel ve ortağı Tefo. Bir nevi yerli Holmes ve Watson durumu. Vedat işin vitrin ve kaba kuvvet kısmını alırken Tefo perde arkasında yer alıyor ve işin beyin kısmını oluşturyor.

Vedat Kurdel, okudukça anlıyoruz ki oldukça ünlü biri, ülkenin aranan özel dedektiflerinden. 2015 yılında dedektifliğe başlama hikayesini yazmaya karar veriyor ve biz onun yazdıklarını okuyoruz. Yıl 2005, Vedat Kurdel 35 yaşında, bekar, hiç bir işte tutunamamış ve ailesiyle birlikte yaşayan biri. Bir gün en yakın arkadaşı olan Tevfik'in (kendisine Tefo denilmesini istiyor) babası emniyet teşkilatından emekli Nezihi amca buna özel dedektiflik işi teklif ediyor. Tabi bizimkiler dünden razı, herşeyin okudukları kitaplar, izledikleri filmler gibi zannediyorlar.  

Kitabı okurken hiç sıkılmıyorsunuz. Bazı şeyler tahmin edilebilir olsa da zaten hikayenin ana teması Vedat ve Tefo'nun acemilikleri üzerine kurulmuş. Tesadüfen olaya dahil oldukları ve basında Erenköy Canavarı olarak bilinen seri katilin cinayetlerini çözmeye çalışırken  aynı zamanda ikisini acemiliklerini ve işi öğrenme süreçlerine şahit oluyoruz ve kitabı eğlenceli kılan da  iki kafadarın acemilikleri oluyor.

Eğlenceli, keyifli ve akıcı bir hikaye var karşımızda. Ben okurken çok eğlendim, eminim siz de eğleneceksiniz.   

27 Ocak 2011 Perşembe

Cinayet Şirketi


Jack London'ın böyle bir kitabı olduğunu rafta görene kadar bilmiyordum. Kitapçıda otururken rafta görünce elime aldım, biraz okudum ve almak için fakat mekan sahibi sipariş olduğunu söyleyerek satmaya yanaşmadı. Tabi bir kez aklıma takılmıştı kitap Muammer Abi'ye biraz iltifat ve gaz vermeler sonucu kitabı aldım, Muammer Abi yeniden sipariş vermek zorunda kaldı.

Cinayet Şirketi, bir dizi şüpheli ölümün arkasında bir grup/şirket olduğunu fark eden kahramanımız, şirkete başvurarak öldürtmek istediği biri olduğunu söyler. Yalnız şirket her önüne geleni öldürmemektedir, cinayeti kabulün en önemli şartı 'toplumsal yarar'dır. (Dexter'in şirketleşmiş versiyonu diye düşünebilirsiniz.) Bütün bu olaylara son vermek amacıyla şirketin patronunu öldürmek için başvuran kahramanımız, gayet felsefi tartışmalar sonucunda cinayet teklifini kabul ettirir. Fakat öldürülmek istenen kişi o kadar kolay lokma değildir ve kovalamaca başlar...

Ahlak, etik değerler, toplumun veya daha genel ve keskin bir ifadeyle devletin yararı ve devamını sağlamak adına suç/cinayet işlenmesi, adalet kavramı kitabın temel konularını oluşturuyor. Ahlaklı ve görev takıntılı, hepsi önemli insanlar olan şirket üyleri var karşımızda. Felsefi tartışmalar sık sık karşımıza çıkıyor. Özellikle cinayeti kabul ettirmek için şirkete başvuran kahramanımız ile şirket patronu arasındaki tartışmalar bitmese diyorsunuz.

Felsefe ve eğlence tam gaz sizi bekliyor bu kitapta. En az diğer Jack London kitapları kadar ilgiyi hak ediyor, sakın kapağına bakıp aldanmayınız...