Hakkımda

Fotoğrafım
Turkey
Unutmamak adına bir AKIL DEFTERİ.

23 Ocak 2011 Pazar

Ukrayna Traktörlerinin Kısa Tarihi






"Annemin ölümünden iki yıl sonra babam göz alıcı, sarışın, Ukraynalı bir dula tutuldu. Babam seksen dört, kadın otuz altı yaşındaydı. Hayatlarımıza kabarık tüylü, pembe bir el bombası gibi düşerek bulanık suları karıştırdı, kabuk bağlayan anıların, pisliğin gün yüzüne çıkarak ailenin hayaletlerinin canına okudu."

Bu paragrafla başlayan Ukrayna Traktörlerinin Kısa Tarihi'ni, 2005 Orange Edebiyat Ödülü Finalisti ibaresi ve cazip fiyatının da etkisiyle aldım. Doğrusunu söylemek gerekirse öyle fazla bir beklentim de yoktu kitabı elime aldığımda. Belki de bu yüzden çok eğlendim kitabı okurken. 

İngiltere'de yaşayan Ukrayna kökenli iki kız kardeş ve babalarının hikayesi. Daha geniş bir ifadeyle ön planda bir ailenin romanı olmasına rağmen satır aralarında bir ulusun kısa tarihi - II. Dünya Savaşı öncesinden S.S.C.B.'nin dağılma sonrasına kısa bir Ukrayna tarihi. 

Annelerini ölümünden sonra birbirleriyle kavgalı iki kız kardeşin, yaşlı babalarının kendinden oldukça genç bir Ukraynalı kadınla evlenmesini engellemeye çalışma  mücadelesi kitabın ana metni. Nadia ve ablası Vera, bu kadının babalarını kullandığını ve esas amacının İngiltere'de oturum almak olduğunu düşünerek bu evliliği bitirmek için mücadele ediyor. Bu mücadele ortaya eğlenceli bir hikaye çıkarıyor. Fakat satır aralarında ise bir ailenin acılarını okuyorsunuz. Bugün ve dünün mücadelesi, aynı zamanda geçmişin muhasebesi ya da onunla bir hesaplaşma. Özellikle kitabın son bölümlerde iki kardeşin çocuklukları hatırlanırken bir trajedinin izleri karşınıza çıkıyor.

Eğer okumak isterseniz, beklentinizi yüksek tutmayınız. Ama yine de okurken çok sevecek ve eğleneceksiniz.

Altı Çizili Satırlar:

"Benim de anlatacak bir hikayem var. Bir zamanlar biz de bir ailedik, annem, babam, ablam ve ben. Mutlu bir aile değildik, mutsuz da değildik, sadece çocuklar büyüyüp ebeveyn yaşlanırken amaçsızca yaşayıp giden bir aileydik işte. Ablamla birbirimizi sevdiğimiz bir zamanı hatırlıyorum, bir de babamla benim birbirimizi sevdiğimiz bir zamanı. Belki ablamla babamın birbirlerini sevdikleri bir zaman bile vardı - benim hatırlayamadığım. Hepimiz Annemizi sevdik, a da hepimizi sevdi."

"1937'de babam Luhansk'dan Kiev'e döndüğünde bütün ülkeye paranoyanın zehirli havası çökmüştü.
Her yere hızla yayılıyordu, özel hayatların en ince ayrıntılarına bile; arkadaşlar ve meslektaşlar, öğretmenler ve öğrenciler, ana babalarla çocukları, karılar ve kocalar arasındaki ilişkileri soğuttu. Düşman her yerdeydi. Birisinin size bir domuzcuk satarken ki tavrını mı beğenmediniz veya kız arkadaşınıza bakışını ya da alacaklınız borcunuzu ödemenizi mi istedi, size bir sınavdan düşük bir not mu verildi, NKVD - İçişleri Halk Komiserliği'ne bir haber uçurmak onları hizaya getirirdi. Birisinin karısını beğeniyorsanız, NKVD'ye bir haber, adama Sibirya'da mahrumiyet bölgesinde bir görev, meydanın size kalmasına yeterdi. (...) Paranoyadan kimsenin kaçışı yoktu, en üsttekine kadar; aslında ülkedeki en güçlü adam, Stalin'in kendisi herkesten paranoyaktı. Paranoya Kremlin'in kapalı kapıları altından sızarak hayatları felç etti." 

"Küçükken babamın bir kahraman olmasını isterdim. Onun mezarlık firarından utanırdım. Almanya'ya kaçışından. Annemin romantik bir kahraman olmasını isterdim. Onların hikayelerinin bir cesaret ve aşk hikayesi olmasını isterdim. Şimdi bir yetişkin olarak, kahraman olmadıklarını görüyorum. Hayatta kaldılar hepsi bu.
'İşte böyle Nadezhda, hayatta kalmak kazanmaktır.'
Göz kırpıyor, ağzının ve gözlerinin etrafındaki yara izi-kırışıklıklar neşeyle buruşuyor."


3 yorum:

  1. Kitaptan beklentiyi ne kadar az tutarsak alınan tat da o kadar fazla oluyor diye düşünüyorum ben de. Yaşayarak öğrendim. Sanırım aynı fikirdeyiz. :) Paylaşım için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Ben teşekkür ederim güzel yorumunuz için.
    Beklentiyi yüksek tutmamak konusundaki görüşünüze katılıyorum. Benim de çok olmuştur böyle hayal kırıklıklarım :)

    YanıtlaSil
  3. "It’s funny, but when I talk about this business of my father and Valentina with my women friends, they’re absolutely appalled. They see a vulnerable old man who’s being exploited. Yet all the men I talk to—without any exception, Mike” (I wag my finger) “they respond with these wry knowing smiles, these little admiring chuckles. Oh, what a lad he is. What an achievement, pulling this much younger bird. Best of luck to him. Let him have his bit of fun.”
    “You must admit, it’s done him good.”
    “I don’t admit anything.”
    (It’s much less satisfying arguing with Mike than with Vera or Pappa. He’s always so irritatingly reasonable.)
    “Are you sure you’re not just being a bit puritanical?”
    “Of course I’m not!” (So what if I am?) “It’s because he’s my father—I just want him to be grown up.”
    “He is being grown up, in his way.”
    “No he’s not, he’s being a lad. An eighty-four-year-old lad. You’re all being lads together. Wink wink. Nudge nudge. What a great pair of knockers. For goodness’ sake!” My voice has risen to a shriek.
    “But you can see it’s doing him good, this new relationship. It’s breathed new life into him. Just goes to show that you’re never too old for love.”
    “You mean for sex.”
    “Well, maybe that as well. Your Dad is just hoping to fulfil every man’s dream—to lie in the arms of a beautiful younger woman.”
    “Every man’s dream?”
    That night Mike and I sleep in separate beds."

    YanıtlaSil